Varoluşumuz, kozmos ve yıldızlar

Pixabay

Varoluşun sürekliliğinin rastgele olmadığını ve belli kurallar çerçevesinde olageldiğini fark etmek o kadar derin bir gözlem gerektirmez. Her tür bilim dalı yasaların varlığını bize açıklamaktadır ve bu yasaların evrenin her zerresine işlediğini bildirmektedir. Haliyle gerek dini terminolojide gerekse bilimsel alanda bazı evrensel kanunların varlığına ve evrendeki düzene parmak basılmaktadır.

Dünya, güneş etrafında ki dönüşünü 365 gün 5 saat 48 dakikada , Ay ise dünya etrafında ki dönüşünü yaklaşık 27 günde tamamlar. Aynı şekilde bu Dünya ve Ay’ın belli periyotlarla dönüşlerini tamamlaması gibi diğer gezegenlerde dönüşlerini belli bir düzen içinde tamamlar. Dikkat edilirse tüm bu sistemlerde belli periyodik zamanlamalar vardır. Kısacası tüm gezegenler güneş etrafında, güneşte kendi sistemiyle birlikte galakside dönüşünü belli periyotlarla tamamlamaktadır. Yani evrende ki tüm astronomik olaylar belli periyotlarda cereyan eder. Öbür taraftan belli periyotlarla nefes alıp vermemiz, kalp ritmimiz, hücrelerimizin, derimizin yenilenmesi, vücudumuzda ki sentezleme olayları hep belli süreçlerle kendini yeniler. İşte bunlar devresellik yasasının tezahürüdürler.

İnsanlığın, dünyanın ve kainatında belli periyotlarla başına gelen olaylar vardır. “Tarih tekerrürden ibarettir.” deyişi bir bakıma doğrudur. Tarih tekerrürden ibaret değildir. Ama tarih için de benzer olaylar meydana gelir. Bu benzer olaylara verilen tepkiler ve sonuçlar farklı olur. Yani tarih tekerrür etmez ama benzer olaylar sürekli gerçekleşir. İşte bunun gibi insanlığın geçirdiği bazı ezoterik devreler vardır. Bunlar astroloji de “çağ” adıyla anılır. Mesela her 26.000 yılda bir dünyanın bir devreyi kapatıp yeni bir devreye başlandığı söylenmektedir. Eski ezoterik kaynaklarda belirtilen ve eski inanışların astrolojik verilerinden elde edilen bilgilere göre insanlık bir çağı kapatma, bir devreyi sonlandırma aşamasındadır.

Eski Türklerde ki bu 26.000 yıllık devirsel değişim çark-ı felek (gök çıkrığı, kader çarkı) ismiyle geçmekteydi. Dünya’nın Kuzey-Güney ekseninin 26.000 yıllık döngüsü ve gökyüzünde ki yıldızların değişimleri, devresellikleri astrolojinin de temelini atmıştır. Araplar ve İranlar “Çerhi Felek” ismiyle anmışlardır. Oradan da bize “çark-ı felek” olarak geçmiştir. O zamanlardan beri tüm kültürlerde deveisellik yasası önemli yer teşkil etmiş ve bu yasanın tezahür ettiği yıldızlar ve yıldızların dönüşleri, devreselliği anlamlandırılarak gözlemlenmiştir.

Yıldızların fısıldadıkları

Bu devirler dışında diğer kültürlerdeki astrolojik çarklara da bakarsak, eskilerin devresellik yasasına ne kadar önem verdiklerini fark ederiz. Gerek Zodyak çarkları gerekse maya takvimine has çarklar hep devreselliği içermektedir. Bu şekilde hem devirsel, hem ay ve yıl olarak bazı burç gruplarına ve devrelere girmekteyiz. Bunların gözlemlenmesi de geçmiş bilgisiyle o yılda neler olabileceğini çıkarmaya yaramaktadır.

Ayrıca her inişin bir çıkışı vardır lafı da bu yasadan ötürü gelmektedir. Bu şekilde hayatımızda ruhsal ve fiziksel inişler ve çıkışlar vardır. Çıkışlardan dolayı aşırı sevinmemeli, inişlerde de üzülmeden, metanetli olarak geçeceğine inanarak sabretmeliyiz. Hayatımızı ve tarihi daha dikkatli incelediğimizde bazı devrelerin, bazı yaşanmışlıkların tekrar tekrar önümüze sunulduğunu görmekteyiz. Tarih boyunca en başarılı liderler, bunun farkına varıp, tarih konusunda detaylı araştırmalar yapanlardır. Haliyle olan olayların nasıl cereyan edebileceğini, daha önce olan tarihsel olaylardan analiz edebilmektedir. İşte bu yasa bize hayatımızla ilgili önemli noktaları göstermektedir. Bunun farkındalığına ulaşmak bizi aynı hatalara düşmekten kurtararak, o devresellikten sağlıklı olarak çıkmamızı sağlamaktadır.

Yıldızlar bu işin neresinde: Yıldızlar ve ışıma

Bu yasalar içinde elbette, kozmosun en önemli parçaları yıldızların da büyük önemi var.

Evrenin büyüklüğü, sınırları, içinde bizden başka yaşam olup olmadığı tarih boyunca merak konusu olmuştur. Bilim insanları, her geçen gün bu uçsuz bucaksız galaksilerin farklı bir özelliğini keşfediyorlar. Şimdilerde ise çok ilginç bir çalışma yapılıyor: “Acaba evren, şimdiye kadar toplamda ne kadar yıldız ışığı üretti?”

Daha önce hiç yapılmamış olan bu çalışma, kozmos ile ilgili pek çok sorunun cevap bulmasına da yardımcı olacak. Evrenin yaklaşık 14 milyar yıl önce oluştuğu tahmin ediliyor ve yıldız oluşumunun da hemen sonrasında gerçekleşmeye başladığı sanılıyor. O zamandan bu zamana geçen süre içinde trilyonlarca yıldızın doğup söndüğü düşünülüyor. Bu çalışma ile ilk yıldızın nasıl oluştuğu, ne kadar ışık yaydığı gibi bilinmeyen sorular yanıtlanabilecek.

Planlanan ölçümler, NASA’nın Fermi uzay teleskobu sayesinde yapılıyor ve rakamsal olarak yıldızların ne kadar ışık yaydığı hesaplanabiliyor. Bu rakamlar şuan bilim insanlarının elinde mevcut olsa da, bizlere ne sözlü ne de yazılı olarak ifade edebiliyorlar çünkü rakam dizisinin içerisinde gerçekten çok fazla sıfır var.

Yıldızlardan çıkıp böyle büyük bir evrene yayılan ışıklara rağmen, bizler evrenin aydınlığını 4 kilometre ötede yanan 60 Wattlık bir ampulü görebileceğimiz aydınlıkta görüyoruz. Bunun nedeni güneş sistemimize ve galaksimize tüm bu ışığın ulaşamıyor oluşu. NASA’nın teleskobu ise tüm ışık kırılmalarını ve galaksimizin çok daha ötesini gösterme kabiliyetine sahip.

Edinilecek bilgiler, başta tahmin edilenden çok daha büyük bir aydınlanmaya yardımcı olabilecek. Çalışmayı yürüten araştırmacılar, bu sayede evrenin ilk oluşumuna kadar iz sürebileceklerini ve hatta belki bir gün büyük patlama ile ilgili verilere bile ulaşabileceklerini açıkladılar.